Ana Sayfa Hakkımızda Akademik Kadro Jeet Kune Do Muay Thai Kick Boks Wushu Matrak İletişim
Ana Sayfa    Yazar Listesi     Makale Listesi
DÜNDEN BUGÜNE DÖVÜŞ
Facebook Twitter Google+

DÜNDEN BUGÜNE DÖVÜŞ

 
Önce saflık ve itaat vardı. Sonra cennet ve aşk… Sonra kıskançlık ve kibir… Sonra kandırılmayla beraber çıkarılma ve kovulma… Böylece nefislerin ilk kavgası daha ilk insanın yaratılmasıyla başlamıştı. Zaten onun adı geçer geçmez melekler hemen kan dökmeyi ve bozgunculuğu hatırladılar.
 
İlk insan ilk çocuklara ilk öğretmenliği yaptı. İlk çocukların kavgasında duran manen, vuran madden kazandı. Bir taş parçası kullanıldıysa demek ki ilk dövüş silahlıdır ve silah kimdeyse o öldürmüştür.
 
İnsanlar çoğalırken doğayı doğaya karşı da savunma ve saldırı aracı olarak kullandılar. Hatta iyi insanlar bile silahlanmaktan başka bir alternatif olmadığını anladılar.
 
İnsanlarla birlikte silahlar ve savaşlar da çoğaldı. Ellerin yumruk olunca daha etkili olabildiği, bacakların tekmeleyebildiği fark edildi. Daha önce keşfettiği ısırıp parçalayan dişler gibi üzerindeki diğer uzuvların da silah oldukları anlaşılınca silahlı ve bireysel dövüşler zamanla gelişerek değiştiler. Çürüyen bir hayvanın kemiklerinin silaha dönüştürülmesi zor olmadı. Mamut ya da dinozorların dişleri çürüyen leşlerden artınca geriye bir silah görüntüsü kalıyordu… Hayvanların dövüşlerini taklit etmenin katkısı çok büyük oluyordu. Dövüşün bazen güreşe döndüğü de oluyordu.
 
Kavgadan sonra barış icat edildiğinden kavga dünyasında zaman zaman barışı tavsiye eden erdem sahipleri de geldi geçti… İnsanı dünyaya muhteşem bir beyinle yerleştiren Yaratıcı, insanların arasından model olsun diye rehberler de seçti… Onlara düsturlar verdi. O düsturlar tebliğ edildiyse de dileyen yararlanıyordu; dileyen kavganın boyutlarını azdırıyordu. Bozguncular da düsturları kâh değiştirdiler, kâh yürürlükten kaldırdılar… Her bozulmayı erdemli uyarıcılar takip etti; her uyarıcıdan sonra bozulma, sonra tekrar uyarıcılar ve bozulmalar birbirini takip eder oldu… Bu nedenle sonraki uyarıcıların kitabeleri öncekilerin izlerini taşıdı. Fakat her şeye rağmen tefrika hep var oldu ve kavgalar dünyayı kanla boyadı, gözyaşıyla suladı…
 
Nüfuslar arttıkça fikirler de arttı. Fikirler arttıkça fikir ayrımları ve kavgalar da arttı. Kavgalar kitleselleşti. Silahlar zamanın şartlarına göre gelişerek değiştiler.
 
Başta Uzakdoğu olmak üzere birçok ülkede kendine mahsus dövüş yöntemleri doğdu… Güney stiline karşı Kuzey stili; Yılan stiline karşı Turna stili; sert dövüşe karşı yumuşak dövüş… Zamanla savaş sporları doğdu. Daha sonra dövüş sanatlaştı… Fakat gerçek dövüş en ilkel ve eski olanıydı.
 
Klasik sistemler geleneğe sıkı sıkıya bağlı olduklarından esirdiler. Kung fu’nun filanca ekolünü mü çalışıyorsunuz? Yanlış da olsa o yanlışı yapacaksınız ki o ekolü bildiğinizi belgeleyebilesiniz. Zira bir dönem için icazet belgesi alıp almamak önemsizdi ve önemli olan gerçekten kendini koruyabilecek seviyeye gelebilmekti. Shaolin kökenli herhangi bir ekol ustası sizden gard almanızı istese ve siz onların alıştığı ve geleneksel olarak taşıdığı o çok çökük ve sizi yere mıhlayan gardı şayet sakıncalı bulduğunuz için almasanız da, o geleneksel garddan çok daha işe yarayacak, kolayca pratiğe dönecek, savunma ve saldırıda daha fonksiyonel olan, hatta vücudunuzdaki hassas noktaları daha çok örten emniyetli bir gard alsanız bile, geleneksel usta size, “harika neden böyle bir gard almayı bu güne kadar düşünememişiz?” diye sorgulamayacak ve şunu diyecektir: “Gardımızı alamadın, belli ki sen kung fu bilmiyorsun…” Nitekim, wing chun kendisinden önceki ekollerin aksine yüksek bir gardı uygun bulmuş olduğundan gelenekselcilerin tepkisini, önyargısızların takdirini kazanmıştı.
 
Lakin ileriye ve geriye doğru esneme imkânı vermesine rağmen yanlarda duvar oluşturan bu duruşun geçerliliği Bruce Lee’nin önerdiği hazır duruşun (bai jong) ortaya çıkışına kadar sürdü. Wing chun her ne kadar kalçalarla yapacağı ivmeyi çözüm olarak söylediyse de, bu geniş ivme Bruce Lee’nin hazır duruşunun sabitsiz ve eskivli karakterine kıyasla cevap gibi durmuyordu. Artık jeet kune do felsefesi, onun her yöne dönmeye hazır ivmesel özelliği, kalite ve kantitite olarak yüksek duruşu geçmişe alternatifti ve artık bu vardı. Bu sayede wing chun da geleneğe karıştı gitti…
 
Derken felsefi ve dini konulardan ve hatta müspet ilimlerden – ki özellikle sosyoloji – edindiğim bilgi ve tecrübelerime dayanarak geliştirdiğim usul yönü ölçülü akıl yürütme metoduyla gardlara da ölçü getirdim ve usullü yaklaşma gereğini ifşa eden bizler, bu usullü siteme Kulelkavido dedik.
 
Şöyle şöyle olursa teke tek dövüşte savunma, şöyle olursa saldırı anında daha uygun… Şöylesi iki kişilik dövüşlerde daha geçerli… Üç kişilikte şu, dörtte şu, yedide şu… Çemberin içinde şu, dışında bu… Çember dar ise şöyle, genişse böyle… Nihayet artık her gelenin kafasına göre gard alma ve dövüşme dönemi bitmiştir. Artık bu denli köklü olan dövüş sanatı ve felsefesi de bilimsel bir değer olarak kıymetlendirilmelidir. Kulelkavido dövüş bilimine atılan ilk adımdır ve elbette sürekli değişim ve gelişim söz konusu olacağından son adım yoktur.
 YÜKSEL YILMAZ
 
Ajans Manisa
Tasarım ve Programlama